Yazı kategorisi: Genel

Orlando – Virginia Woolf

Virginia Woolf ve Vita Sackville-West

Uzun bir aradan sonra herkese merhaba. Umarım sağlıklı ve huzurlu geçiriyorsunuzdur hepiniz bu dönemi. Bu yazımda sizlere Virginia Woolf’un sevgilisi ve yakın arkadaşı Vita Sackville-West’e adamış olduğu ve Vita’nın hayatından izler taşıyan, bir nevi sahte biyografi olma özelliği taşıyan fantastik romanı Orlando’dan bahsedeceğim. 11 Ekim 1928 tarihinde, Virginia Woolf ve Leonard Woolf tarafından kurulmuş olan Hogarth Press’te yayınlanan bu roman bilindik biyografi tanımının dışına çıkmış ve Viktoryen dönemi biyografi kalıplarını kırmış. Bambaşka modern bir eser ortaya çıkarmış Woolf tek bir türde sınırlandırılamayan. Dört yüzyıl boyunca yaşadığı maceraları anlattığı, kitabın ana karakteri Orlando’yu yaratarak biyografinin gerçekliğe bağlı olma tanımının dışına çıkmış, zamana meydan okuyan feminist bir roman yaratmış. Alaycı anlatımlarıyla, İngiliz edebiyatına demir atmış Daniel Defoe gibi değerli yazarlara da atıfta bulunarak saf biyografinin yerini nasıl artık modern biyografiye bırakmaya başladığını bizlere göstermiş.

Elizabeth Dönemi İngiltere’sine soylu bir erkek olarak doğan Orlando, 1588-1928 yılları arasında yaşadığı süre boyunca maceradan maceraya koşuyor. Dört yüzyılı kapsayan, 6 bölüme ayrılan kitapta her bir bölüm İngiliz Edebiyatı’nda bir dönemi kapsıyor Bu dönemler Elizabeth/Jacob, 17. Yüzyıl, Restorasyon Dönemi, 18. Yüzyıl, 19. Yüzyıl, Viktorya dönemi ve Modernizm dönemi olarak sıralanıyor. Yaşadığı bu dört yüzyıl boyunca Orlando, gençliği ve masumiyetinden etkilenen ve onu servete boğan Queen Elizabeth I’in sevgilisi oluyor, 1608’de meydana gelen, Avrupa’nın son 500 yıldır en soğuk kışı kabul edilen, Thames Nehri’nin donduğu ve birçok canlının donarak öldüğü The Great Frost sırasında tanıştığı Rus Prensesi Sasha’ya aşık oluyor, Sasha’nın onu hayal kırıklığına uğratması sonucu ağır bir depresyon dönemi geçiriyor, yedi gün trans bir şekilde etrafında olup bitenlerden habersiz uyuduktan sonra şiirle uğraşmaya başlıyor fakat yine bir hayal kırıklığı sonucu Londra’dan ayrılıp Konstantinapolis’e Büyükelçi olarak gidiyor. İkinci trans uykusundan sonra bir gecede kadın oluyor, çingenelerle bir müddet yaşadıktan sonra Londra’ya dönüyor, kendisi gibi cinsiyet değiştiren, ikinci bölümde Arşidüşes Harriet olarak tanıdığımız Arşidük Harry’nin evlenme teklifini reddediyor, aniden verdiği bir kararla Marmadük Bontrop Shelmerdine ile evleniyor, bir oğlan çocuğu dünyaya getiriyor ve The Oak Tree (Meşe Ağacı) adlı şiiriyle “Burdett Coutts” anma ödülünü kazanıyor.

Böyle bir çırpıda, virgüllerle ayıra ayıra dizdiğime bakmayın cümleleri. Orlando’nun bu süreçte nasıl bir duygu durumundan geçtiği, neler düşlediği, neler yaşadığı, bu koskoca dört yüzyıl aslında bir çırpıda anlatılabilecek kadar kısa değil elbet. Her ne kadar alışılagelmiş Virginia Woolf romanlarından farklı bir şekilde yazılsa da, kendi deyimiyle ciddi şiirsel ve deneysel kitaplardan veya detaylı inceleme gerektiren yazım biçimlerinden kaçma ihtiyacı hissederek biraz da eğlenmek amacıyla bu romanı kaleme almış olsa da Virginia, barındırdığı birçok imgeye, tarihte meydana gelen birçok olaya, bu dört yüzyıl boyunca yaşamış birçok kral, kraliçe, prens, prenses, şair ve yazara yer vermesi ve daha birçok sebepten ötürü özveri gerektiren çok değerli bir kitap Orlando. Bu yüzden kitabı daha derinlemesine anlamak açısından Woolf’un kitabı yaratım sürecine ve kitabı yazarken aldığı ilham kaynaklarına şöyle bir değinmenin faydalı olduğunu düşünüyorum.

Vita Sackville-West ile tanışıklığı 1922 yılının Aralık ayında başlayan Woolf, Vita’nın soylu geçmişinden ve doğduğu yer olan Knole’ye bağlılığından haberdar oluşunun bir ay sonrasında Vita’dan, yazmış olduğu “Knole and the Sackvilles” adlı kitabın bir kopyasını istiyor. Aslında Vita’nın geçmişine dair öğrendiği bu bilgiler 20 Eylül 1927’de yazmaya karar verdiği bu yeni kitabın da temellerini oluşturuyor. İlk olarak 5 Ekim 1927’de, Orlando isimli bir karakterin 1500lü yıllarda başlayan ve günümüze kadar devam eden hayatını anlatacağını, bu karakterin de aslında Vita’nın kitapta vücut bulmuş hali olduğunu yazıyor günlüğüne Woolf. 10 Ekim 1927’de Woolf’un bu yeni kitap planını öğrenen Vita, Orlando karakteriyle kitaba yansıtılma konusunda ne kadar heyecanlı olduğunu yazıyor Woolf’a.

Kitabın Wordsworth Classics baskısında da yer alan resimlerden bazıları aslında Woolf’un Knole’ye yolculuk edip Vita’nın aile portresinden seçtiği resimler. Bu resimlere değinecek olursam “Orlando, erkek çocukken” portresi 16. Yüzyılda yapılmış olan, 4. İngiliz Kontu’nun oğlu Edward Sackville’e ait. “Arşidüşes Harriet” ve “Orlando Büyükelçiyken” portreleri de Woolf’un Vita’nın aile portresinden seçtiği diğer ikisi. Kitapta “Rus prensesin çocukluğu” portresi hariç diğer resimler, Woolf tarafından fotoğraflanmış Vita’nın kendi resimleri. “Rus prensesin çocukluğu” portresini ise kitaptaki etkiyi koruyabilmek adına kendi kız kardeşi ressam Vanessa Bell’in kızı Angelica’yı fotoğraflayarak yer vermeyi uygun görmüş Woolf.

Kitapta Orlando ve Vita arasındaki bağlara dikkat çekmek istiyorum biraz da. Vita’nın hayatında güçlü bir etkiye sahip olan, doğduğu yer Knole, Orlando’nun doğaya ve yaşadığı yere bağlılığının vurgulanışıyla kitabın merkezine konulmuş. Orlando’nun dört yüzyıl boyunca yanından ayırmadığı ve sonunda ona “Burdett Coutts” anma ödülünü kazandıran The Oak Tree adlı şiiri de Vita’nın Hawthorden Ödülü’nü kazandığı “The Land” şiirinin romanda kılık değiştirmiş hali. Romandaki bazı önemli karakterlerı yaratırken Woolf, Vita’nın aşkları ve bazı tanıdıklarından ilham almış. Orlando’nun ilk aşkı, Rus Prensesi Sasha, Vita’nın bir zamanlar tutkulu aşk yaşadığı Violet Trefusis’ten esinlenilirken Orlando’nun evlenme teklifini reddettiği Arşidük/Arşidüşes Harriet, bir zamanlar Vita’ya evlenme teklifi eden Lord Lascelles’ten, Orlando’nun ani bir kararla evlendiği Marmadük Bontrop Shelmerdine ise Vita’nın kocası Harold Nicholson’dan esinlenilerek yaratılmış.

Virginia Woolf ayrıca bu romanında önceki yazdığı eserlere de göndermeler yapmaktan kaçınmamış. 1929 yılında yayınlanan A Room of One’s Own (Kendine Ait Bir Oda) adlı eserinde ve Elizabeth döneminde kadınların nasıl istediklerini yapmaktan mahrum bırakıldıklarını vurgulamak amacıyla Shakespeare’nın kız kardeşi olarak yarattığı hayali karakter Judith’in tiyatro serüvenini onu hamile bırakarak mahveden Nick Greene, Orlando’da bir şair olarak karşımıza çıkıyor ve bu sefer de Orlando’nun hayatını mahvediyor edebi çabalarını ve tüm yaşamını alaycı bir şekilde ele aldığı şiiriyle. Fakat birkaç yüzyıl sonra tekrar karşılaşan ikili öğle yemeği yedikleri sırada Greene, Orlando’nun “The Oak Tree” adlı şiirini inceliyor, ondan övgülerle bahsediyor ve eserini yayınlatıyor. Greene’in bu değişimi bizleri şaşırttı mı, belki biraz fakat aradan geçen dört yüzyılda hiçbir şey aynı kalmadı. Toplum değişti, yeni icatlar ortaya çıktı ve bütün bu değişimin içinde her ne kadar gözle görülür bir şekilde yaşlanmasa Orlando da büyük değişimler geçirdi. Bu yüzden Nick Greene’nin de bu değişimi gayet olağan. Kitapta ayrıca To the Lighthouse (Deniz Feneri)’ta “Time Passes” (Zaman Geçiyor) adlı bölüme de alaycı bir göndermede bulunarak aslında iki üç yüzyıl geçse de bazı şeylerin nasıl aynı kaldığını, zaman geçse de hiçbir şeyin olmadığını söylemiş Woolf. Kendi eserlerine ek olarak Shakespeare’in As You Like It ve Othello adlı eserlerine, Alexander Pope’un The Rape of the Lock’una, D.H. Lawrence’ın 1928’de yayınlanan ve uzun bir süre yasaklı kitabı Lady Chatterley’s Lover (Lady Chatterley’in Sevgilisi)’a da göndermeler yapmış Woolf Orlando’da. Orlando’nun büyük annesi Moll’dan bahsederek Daniel Defoe’nin 1722’de yayınlanan eseri Moll Flanders’a komik bir göndermede bulunmuş. Ayrıca Orlando ve Marmadük Bontrop Shelmerdine’ın ilk karşılaştığı sahnede Shelmerdine’ın attan düşüşüyle, Charlotte Bronte’nin Jane Eyre adlı eserinde Jane ve Mr Rochester’ın ilk karşılaştığı sahnede Mr Rochester’ın attan düşüşüne gönderme yapmış.

Cinsiyet teması kitaptaki belki de en önemli temalardan biri olma özelliğini taşıyor. Daha ilk cümlesiyle dikkatimizi çeken “He- for there could be no doubt of his sex, thoguh the fashion of the time did something to disguise it…”( Oğlan -günün modası cinsiyetini bir parça gizlese de erkek olduğu besbelliydi…) cümlesi bizlere, her ne kadar erkek olarak doğduğu ve bir gecede kadın olduğu bahsedilse de bize kitapta, Woolf aslında muğlak bir formda, kadınsal ve erkeksel özelliklerin birleşimi niteliği taşıyan bir karakter ortaya çıkarmış Orlando aracılığıyla. Kişilerin cinsiyetini değiştiren şeylerin giydikleri kıyafetler olduğunu, aslında apaçık bir şekilde gördüğümüz şeyin öyle olmayabileceğini göstermiş bizlere. Kıyafetleri bir sembol olarak kullanarak da cinsiyet kalıplarını kırmış ve topluma değişimin gücünü göstermiş.

Orlando her ne kadar etkileyici, büyüleyici, düşündüren ve güldüren, bazı yönleriyle de alaycı bir kitap olsa da Vita’nın annesi Lady Sackville ve Brave New World’ün yazarı Aldous Huxley gibi kişilerin eleştirilerine maruz kalmış. Fakat yine de Vita’nın oğlu Nigel Nicolson’ın da belirttiği üzere, edebiyatın en uzun soluklu ve en etkileyici aşk mektubu dizisi olma özelliği taşıyan Orlando, kesinlikle okunmaya değer bir kitap. Belki de dönemin yazarları daha eleştirel bir yönden bakmayı tercih etti kitaba ve bu yüzden sert tepkilerle karşılaştı Orlando, belki de bu yüzden uzun süre istediği satışları yakalayamadı. Fakat bildiğimiz tek bir şey var ki o da Woolf’un Vita’ya karşı beslediği o derin sevgiyi hissedebildiğimiz bir kitap olması. Woolf 7 Kasım 1928’de günlüğüne Orlando’nun ona ne kadar çok şey kattığından bahsetmiş. Peki siz de hazır mısınız bu fantastik biyografinin içinde kaybolmaya, yeni bilgilerle donanmaya ve Vita’yı tanımaya? Cevabınız evetse durmayın hadi ve bir an önce alın okuyun Orlando’yu.

P.S: Orlando’yla ilk tanışıklığım aslında 1992 yılında Sally Porter’ın yönettiği Orlando filmiyle başlamıştı. Başrollerinde Tilda Swinton ve Billy Zane yer alıyor. Eğer izlemek isterseniz tavsiyemdir. Yazımı okuyan herkese teşekkürler. İyi günler.

“Has the finger of death to be laid on the tumult of life from time to time lest it rend us asunder? Are we so made that we have to take death in small doses daily or we could not go on with the business of living? 

Türkçesi: “Ölümün parmağının, bizi parçalamasın diye hayatın karmaşasının üzerine ara sıra dokunması mı gerekmekte? Ölümü her gün ufak dozlarda almazsak yaşamayı beceremeyecek bir yapıda mıyız?

Woolf, V. (1995). Orlando: A Biography. Hertfordshire, England: Wordsworth Editions Limited.

Yazar:

Sadece kitaplar üzerine... | METU FLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s