Dubliners (Dublinliler) – James Joyce

İrlandalı yazar James Joyce, tıpkı Virginia Woolf gibi bilinç akışı tekniğiyle eserler ortaya koyan 20.yüzyılın en önemli modernist yazarlarından biri. Eserlerinde çoğunlukla realizmi ön plana çıkaran Victorian yazarlarından farklı olarak gerçekliğin dışına çıkıp kitaplarındaki karakterlerin yaşayışlarını, aklından geçen fikir ve düşünceleri bize olduğu gibi yansıtan ve farklı teknikler deneyerek beynimizin sınırlarını zorlayan eserler ortaya koyan çok değerli bir yazar James Joyce. “Dubliners” adlı eseri 15 tane kısa hikayeden oluşuyor, aslında son iki kısa hikayesine “kısa” demek yerinde olmaz, özellikle de kitabın son hikayesi olan “The Dead” (Ölüler) yaklaşık 15 bin kelimeden oluştuğu için “novella” kategorisinde sayılabilir. 1914 yılında yayınlanan bu kitapta İrlanda’da genel olarak hayatın nasıl işlediğine ve Dublin sokaklarına, Dublin’deki mekanlara dair birçok detay yer alıyor ve bu yüzden de bu kitabı okumadan önce Dublin’i gezmiş olmayı dilerdim. Bilmediğim o kadar yer var ki… James Joyce’un tasvir ettiği her mekanın büyük bir önemi var kitabı tam anlamıyla anlayabilmek için fakat maalesef kuru kuruya geçip gitmiş oldu bu mekanlar benim için. Mesela “Two Gallants” (İki Kafadar) isimli hikayede “Lenehan’ın  Stephen’s Green’den Grafton Caddesi’ne nasıl geçtiğini, ordan Rutland Square’de bir bara girip Capel Caddesi’nden City Hall boyunca nasıl yürüdüğünü ve Dame Caddesi’ne nasıl vardığını daha güzel canlandırabilirdim beynimde Dublin’i gezmiş olsaydım” dedim hep kendi kendime. Tabi ki şu an Dublin’i gezme gibi bir olanağım olmadığı için Google Haritalar’dan sokaklara bakmayı denedim fakat her şey birbirine girdi, çok da başarılı olduğum söylenemez 🙂 İnternette gezinirken gördüğüm üzere bazı iyi yayınlarda Dublin haritası yer alıyormuş. Bence o tür bir yayın tercih etmeniz daha iyi olur sizin için. Ayrıca bu kitaplarda “glossary” denen, kitaptaki bazı argo kelimelerin veya İrlanda kültürüne ait bazı yemeklerin açıklandığı kısımlar yer alıyor. İnternetten tek tek bu neymiş acaba diye bakıp durmaktansa her şeyi toplu bir şekilde görebileceğiniz bir kısmın olması da bence çok daha iyi sizler için. Ben biraz yayının sadece kuru kuruya kısa hikayeleri basmış olmasının ve kitabı daha iyi anlamamıza yardımcı olacak herhangi bir içerik eklememesinin gazabına uğradım maalesef, ben yaşadım siz yaşamayın yani.
Bu kitabı okurken size tavsiye edeceğim en önemli şey kitabı bir bütün halinde okumanız. Yani tabi ki de ayrı ayrı okuyabilirsiniz bunlar kısa hikaye nasıl olsa diyip fakat her kısa hikaye birbirine bazı ortak temalarla bağlanıyor ve bu ortak temaların birbirine bağlanışını daha güzel bir şekilde görebilmeniz için hepsini bir anda okumanız sizin için daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Mesela ilk kısa hikayemiz olan “The Sisters”taki (Kız Kardeşler) “paralysis” yani felçli olma durumu gerçek anlamında yansıtılırken diğer hikayelerde bir yere takılıp kalma, hareket edememe gibi mecaz anlamlarıyla yansıtılıyor. Ayrıca ölüm ve tutsaklık temaları da birçok hikayenin ortak özelliği. James Joyce bazı hikayelerde bu temaları doğrudan göstermese de renk sembolizmi yaparak bizlere yansıtmış. Bir karakterin kahverengi bıyıklarından, sarı dişlerinden tutun da kilin kahverengi rengine kadar ölüm, tükenmişlik gibi temaları serpiştirmiş hikayelere James Joyce.
“Dubliners” ta anlatılan hikayeler tıpkı yaşamın evreleri gibi şekillenmiş. Kitabın ilk başlarındaki hikayeler çocuklar tarafından anlatılırken daha sonrasındaki hikayeler yetişkin kişilerin dilinden anlatılıyor. Kitaptaki her bir karakterin iç dünyasını, hayallerini, hayal kırıklıklarını ve umutlarını apaçık görebiliyoruz Dubliners’ta. James Joyce öyle güzel, öyle sade bir üslup kullanmış ki kitabı okurken karakterlerin iç dünyalarına dalabiliyorsunuz, onların hayatlarına ve hayallerine ortak olabiliyorsunuz. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsunuz hep, karakterleri o karamsar hallerinden kurtarmak istiyorsunuz ama ne siz başarılı olabiliyorsunuz ne de onlar kendilerini bu durumun içinden kurtarmak için çaba sarfediyor. Tıpkı “A Little Cloud”taki (Küçük Bir Bulut) Little Chandler gibi… Küçük bir bulut misali uçup gidiyor bütün hayalleri, bir çaba sarf etmeden geri dönüyor o sıradan dünyasına. Tıpkı Eveline gibi, şimdi ile gelecek arasındaki o uçsuz bucaksız boşlukta kaybolup giderken bütün umutları, el sallıyor hepsine. Bilmediği dünyayı değil bildiği şimdiyi tercih ediyor. Pişman olacak mı peki? Bunu bilemiyoruz, James Joyce hikayelerinin sonlarını hep belirsiz bırakıyor, bizim tamamlamamızı istiyor. Aslında hikayelerinin başlangıçları da belirsiz. Hani bir caddeden geçip gidersiniz, olayların ortasına dalarsınız nasıl başladı ve nasıl bitecek bilmeden ya aynı o şekilde yazmış James Joyce hikayelerini. Karakterler bundan sonra hangi seçimleri yapacak, nasıl bir hayat bekliyor onları bilemiyorsunuz. Bazı kişilerin hoşuna gitmeyebilir bu belirsizlik fakat bence “Dubliners” ı bizim için etkileyici yapan da bu.
Kitapta en sevdiğin hikaye ne derseniz, pek seçebileceğimi sanmıyorum çünkü her bir hikayede farklı karakterlerin sıradan günlük hayatları anlatılıyor gibi görünse de sırf bu gerçekliği yansıtış biçimi bile beni çok etkiledi ve karakterlerin hayattaki seçimlerinin veya seçemeyişlerin altında yatan anlamları kavrayabildiğimi fark ettiğimde de her bir hikayenin bana bambaşka tecrübeler kattığını gördüm. “Araby” deki hayal kırıklığından “A Painful Case” teki (Acı Bir Olay) duygusal felç durumuna kadar her bir hikayede kendimden bir şeyler buldum ve karakterlerle bir çeşit bağ kurabildiğimi hissettim. Aslında anlatacak çok şeyim var “Dubliners” hakkında fakat şimdilik sadece elveda diyip sizi James Joyce’un dünyasıyla baş başa bırakmak istiyorum. Daha önceki yazımda bahsettiğim üzere eğer James Joyce’un diline, üslubuna ve yazım tekniklerine daha çok aşina olmak istiyorsanız ve “Ulysses” ve “Finnegan Uyanması” gibi kült eserlerini okumadan önce kendinize bir rehber arıyorsanız “Dubliners” ı tercih edebilirsiniz.

In one letter that he had written to her then he had said: “Why is it that words like these seem to me so dull and cold? Is it because there is no word tender enough to be your name?”

Türkçesi: Bir mektubunda ona şöyle yazmıştı: “Neden bu kelimeler bana hep sıkıcı ve soğuk geliyor? Acaba senin adın olabilecek kadar zarif bir kelime olmadığı için mi?”

Yazar:

Sadece kitaplar üzerine... | METU FLE

Dubliners (Dublinliler) – James Joyce” için 2 yorum

  1. Ne güzel ve faydalı bir anlatım olmuş…James Joyce listemde yer alıyor, hangi kitabını okusam diye düşünürken (Ulysses beni biraz durduruyordu açıkçası) bu yazı çıktı karşıma. Ayrıca kitapta geçen sokaklara Google haritadan bakmak da önemli bir gayret:) Ciddi bir mekan tasviri olsa gerek kitapta..
    Merak ettim, okuyacağım en yakın zamanda..
    Elinize sağlık.

    Liked by 1 kişi

    1. Güzel yorumunuz için çok teşekkür ederim. Evet oldukça çok mekanın bahsi geçiyor zaten bir nevi Dublin’in kitabı da diyebiliriz kitap için 🙂 İyi okumalar dilerim umarım çok zevkli bir deneyim olur sizin için

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s