A Room of One’s Own (Kendine Ait Bir Oda) – Virginia Woolf

“A woman must have money and a room of her own if she is to write fiction.”

Uzun zamandır bloguma bir şeyler yazmadığımı fark ettim. O halde geçenlerde okuduğum “A Room of One’s Own(Kendine Ait Bir Oda)” isimli makaleyle tekrardan merhaba demiş olayım bloguma. Bu makale İngiliz edebiyatında en sevdiğim yazarlardan birisi olan, fikirlerinden ve fikirlerini ifade ediş tarzından oldukça etkilendiğim Virginia Woolf tarafından 1929 yılında yazıldı. Aslında bu kitap, Virginia Woolf’un Cambridge Üniversitesi’nde yaptığı “Kadın ve Kurmaca” adlı konuşması üstünden şekillendi. Kitabı Collins Classics yayınından orijinal dilinde okudum, daha uygun fiyata almak isteyenler için bu yayını tavsiye ederim.
Virginia Woolf’u tanımayanlarınız için kısaca bir tanıtayım kendisini. Modernizmin ve feminizmin öncülerinden kabul edilen, 20.yüzyılın en önemli yazarlarından olan Adeline Virginia Stephen 25 Ocak 1882’de Londra’da doğdu ve sekiz çocuklu bir ailede büyüdü. Küçük yaştan beri babası Sir Leslie Stephen gibi yazar olmaya kararlı olan Virginia, babasının kütüphanesine erişimi sayesinde kendini oldukça geliştirme fırsatı buldu. Annesi Julia Prinsep Jackson’ın 1895’te ani ölümüyle ilk psikolojik çöküntüsünü yaşadı Virginia.1897’de kız kardeşi Stella Duckworth’ün ve 1905’te babasının ölümüyle yaşadığı diğer psikolojik çöküntülerin Virginia’nın 1941 yılında cebine taş doldurarak evinin yakınlarındaki Ouse Nehri’nde intihar edişine büyük etkisinin olduğu söylenir. Eşi Leonard Woolf’la tanışmasına vesile olan ve kendisinin de mensubu olduğu Bloomsbury Grubu’yla kadın ve insan hakları, politik ve sosyal meseleler üzerine yaptıkları sohbetler Virginia’nın romanları ve makalelerinin de ana temalarını oluşturdu.
İşte kadın hakları, sosyal düzende erkeklerin kadınlardan üstün kabul edilmesi, kadınların toplumun dayattığı sosyal baskılardan dolayı eve mahkum edilmesi nedeniyle eğitim özgürlüklerinin kısıtlanması veya hiç verilmemesi ve bu yüzden şiir ve düzyazıda erkeklerden daha az eserler çıkartmaları ve daha az tanınmaları gibi birçok sorun Virginia Woolf’un “Kendine Ait Bir Oda” isimli makalesinde titizlikle işleniyor.
Bu makale benim için çok büyük önem taşıyor çünkü Virginia Woolf’u ve hayata bakış açısını, fikirlerini daha derinlemesine analiz etme fırsatı buldum bu makale sayesinde ve yakın zamanda okumayı planladığım diğer bütün romanlarını daha net anlamak açısından da benim için çok mükemmel bir rehber oldu. Makalede kurduğu cümleler beni resmen büyüledi, yani Virginia Woolf’un kadın haklarını ne denli savunduğunun farkındaydım fakat bu makalede kurduğu cümleler ve bütün ezilen, küçük görülen ve aşağılanan kadınların sesi oluşu ve ataerkil topluma meydan okuyuşu bende Virginia Woolf’u vazgeçilmez yaptı.
Virginia Woolf “Kendine Ait Bir Oda”da Elizabethian ve  Victorian dönemlerinden kendi yaşadığı döneme kadar kadınların ne oranda şiir yazdıklarını araştırır, ne kadar eğitim aldıklarını ve kadınlara yazı yazmaları için yeterince fırsat verilip verilmediğini analiz eder. Kadınların yazmaları için kendine ait bir odaları ve ekonomik özgürlüklerinin olması gerektiğinin, toplumun baskılarına rağmen içlerinden geldiği gibi yazmalarının, her zaman ifade  özgürlükleri için mücadele etmeleri gerektiğinin mesajını verir. Virginia Woolf bize bu makalede birçok yazardan, şairden, filozoftan bahseder fakat bize gerçekmiş gibi gösterdiği bazı kişiler aslında gerçek hayatta yer almaz mesela William Shakespeare’in kız kardeşi Judith Shakespeare gibi. Eğer kız kardeşi onunla aynı yetenekte olsaydı ve aynı şartlara sahip olsaydı Shakespeare gibi başarılı bir yazar ve şair olabilir miydi? Bu ve bunun gibi sorulara yanıt bulmaya çalışarak eleştirel bir bakış açısıyla kadınların toplumdaki konumunu ve eğitim haklarını titizlikle işleyen Virginia Woolf’u daha yakından tanımak için bu makalesini kesinlikle alıp okumanızı öneririm.
Evet zor olduğu söylenir Virginia Woolf’u anlamanın çünkü alışılmışın dışında farklı tekniklerle yazarlar modernist yazarlar. Kullandıkları bilinç akışı tekniği, zamandaki gel gitler ve olayların birden fazla bakış açısından anlatılışı nedeniyle takip etmesi zordur ve birçok kişi de okurken sıkıldığını söyler. Özellikle Virginia Woolf’un “Dalgalar” ve “Deniz Feneri” adlı kitapları ve bir diğer modernist yazar olan ve “Dubliners” isimli kısa hikaye kitabını severek okuduğum James Joyce’un “Finnegan Uyanması” ve “Ulysess” isimli eserleri en zor okunan kitaplar listesinde yer alıyor. Bu sizin gözünüzü korkutmasın. Öncelikle yazarlar hakkında ve yazım teknikleri hakkında bilgi edinin ve kolay kitaplarıyla başlayın. Mesela bunun için “Kendine Ait Bir Oda” gayet güzel bir başlangıç olacaktır ya da “Dubliners” sayesinde James Joyce’un tarzına daha çok adapte olacaksınız. Bir kere bu dünyanın içine daldığınızda aslında ne kadar güzel olduğunu anlayacaksınız ve belki de hiçbir kitap size bu kadar güzel gelmeyecek.

“Lock up your libraries if you like; but there is no gate, no lock, no bolt that you can set upon the freedom of my mind.”

Türkçesi: “İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de bir sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı.”

Yazar:

Sadece kitaplar üzerine... | METU FLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s