Içimizdeki Şeytan-Sabahattin Ali

Sabahattin Ali, Türk edebiyatında çok değer verdiğim, kalemi kuvvetli yazarlardan birisi. Okuduğum her kitabında beni sürükleyen bir şeyler oluyor mutlaka, kayboluyorum kelimelerin arasında. Bazen zihnimde bir mekan veya kişi tavsiri yaratırken buluyorum kendimi, bazen de meydana gelen olayları uzaktan izlerken. Her şey zihnimde siyah beyaz görünse de bana renk katıyor bütün bu olup bitenler ve beni büyük bir şevkle Sabahattin Ali’nin o güçlü kalemine bağlıyor.
Sabahattin Ali’nin her kitabını hayranlıkla okudum, her kitabı bende farklı hissiyatlar yarattı. İçimde bir şeyler kıpırdandı sanki roman ve öykülerini satır satır gezerken, eserlerindeki edebi dilden ve üslubundan o kadar etkilendim ki kendimi onun dünyasında gezerken buldum, onun yaşadıklarına ortak oldum. Sabahattin Ali’yi anlamak, onun yaşamının izlerini eserlerinde bulmak için biraz hayat hikayesine yakından göz atmamız gerekiyor aslında. 1907’de Gümülcine’de doğan Sabahattin Ali İstanbul İlköğretmen Okulu’nun bitirdikten sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Almanya’ ya gönderildi. 1930 yılında Türkiye’ye döndüğünde bir süre Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yaptı, 1945’te Bakanlık emri aldıktan sonra İstanbul’da Markopaşa adlı bir mizah gazetesi çıkardı. 1948’de bir yazısı yüzünden tutuklanıp üç ay hapis yattıktan sonra siyasi nedenlerle yazıları yayımlanmadı, daha sonra yurt dışına çıkma çabaları da sonuçsuz kaldı çünkü pasaport talebi onaylanmadı. Bu yüzden Bulgaristan’a kaçmaya karar veren Sabahattin Ali’nin 1948 yılında Kırklareli dolaylarında bir kaçakçı tarafından öldürüldüğü iddia ediliyor.
İşte böylesine bir yaşam sürmüş Sabahattin Ali, kısa bir ömür sürmüş. Ölmemiş, öldürülmüş. Bütün bu yaşadıklarına rağmen ise yazmaktan, o tutkusundan hiç vazgeçmemiş ve biz okurlarına da böylesine güzel eserler bırakmış.
     1940 yılında yazdığı “İçimizdeki Şeytan” adlı kitabı yazarın okuduğum 5.kitabı. Realist bir üslupla yazılan bu roman siyasi fikir ayrılıklarını ön plana çıkarmakla beraber farklı ve özgür bir hayat sürmek isteyen bireylerin nasıl toplum tarafından dışlandığını da apaçık gözler önüne seriyor. Roman Selim İleri’nin önsözüyle başlıyor ve Selim İleri bizlere Sabahattin Ali hakkında ve onun diğer eserleri hakkında da bazı bilgiler veriyor. “İçimizdeki Şeytan” romanının Peyami Safa, Hüseyin Nihal Atsız gibi gerçek kişilere ağır eleştiri niteliği taşıdığı da bu önsözden öğrendiğimiz bilgilerden sadece birisi. Kitaba ön hazırlık da yapmak adına Selim İleri’nin önsözünü mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
    Toplumda yaşanan bazı acı gerçekleri tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor “İçimizdeki Şeytan”. Hayattaki en büyük zorluklardan birisi olan ekonomik sıkıntı da eserin merkezine konmuş. Romanın en başlarından beri para sıkıntısıyla boğuşan Ömer, yaşadığı her kötü olaydan, yapmak istemediği ama yapmak zorunda bırakıldığı her durumdan içindeki şeytanı sorumlu tutuyor. Kendisini onun elinde bir oyuncak olarak görüyor ve etrafındaki herkesi de içinde bir şeytan olduğuna inandırıyor. Macide’ye aynı evde yaşamaya başladıklarından beri tek bir hediye bile almadığını düşünüp bir mağazadan çorap çalmasına yol açanın veya Hafız Hüsamettin Bey’i tehdit edip para almasını sağlayanın içindeki şeytan olduğunu düşünüyor belki de, fakat romanın sonlarına doğru görüyoruz ki Ömer’in bu görüşleri değişiyor ve içinde aslında bir şeytan olmadığını, tembellik, acizlik, iradesizlik olduğunu anlıyor. Hem Ömer’in hem de Macide’nin tek istediği güzel bir hayat sürmek iken her şey paramparça oluyor zamanla ve tesadüf eseri tanışan bu iki aşık üzücü bir sonla yüzleşmek zorunda kalıyorlar.
Macide ve Ömer arasında, aynı evde yaşamaya başladıklarından beri pek diyalog göremiyoruz. Genelde iç konuşmalara, söylenmek istenen ama söylemeye cesaret edilemeyen bir kısım cümlelere rastlıyoruz. Birbirini çok seven bu iki aşığı, Macide ve Ömer’i birbirinden uzaklaştıran da bu oluyor aslında. Karakterlerin kendi içlerindeki bu konuşmalarla karşı karşıya kaldığım zamanlarda ise hep kendime kendime “Ah nolur şimdi bunu seslice söylesen” dedim durdum. Ara ara bir şeyleri birbirlerine söyleme cesaretini kendilerinde buldukları zamanlarda da Macide ve Ömer’le gurur duydum. Aslında karakterlerin çektikleri sıkıntıları, omuzlarına yüklenen sorumlulukları kaldırırken yaşadıkları zorlukları veya yaşadıkları olayların üzerlerinde bıraktıkları etkileri okuyunca insan bir an olsun kızamıyor bütün bu olup bitenlere. Tabi ki de her şey daha güzel olsun isterdik okurlar olarak fakat o zaman ne anlamı kalırdı kitaba emek emek döşenmiş onca güzel cümlelerin?
Akıcı bir dili var Sabahattin Ali’nin, okurken hiç sıkmıyor insanı. Bu akıcı dile kendinizi kaptırıp da daha derinlere daldığınızda mutlaka sizi hayrete düşürecek bir şeylerle karşı karşıya kalıyorsunuz, geçmişte yaşanmış bir olay olabilir bu veya sadece anlamlı bir paragraf. Ünü oldukça duyulmuş bir yazar Sabahattin Ali fakat hâlâ nasıl bir yazar olduğunu keşfetmemiş olanlarınız varsa benden tavsiye mutlaka kitaplarını alıp okuyun. Seversiniz veya sevmezsiniz o size kalmış fakat kesinlikle güzel tecrübeler edineceğinize eminim.

“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir. Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır.”

Yazar:

Sadece kitaplar üzerine... | METU FLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s